Işık hızını aştığı iddia edilen parçacık, "Nötrino"

Alp Güleç - 07 Eylül 2012 01:50


Işık hızını aştığına dair hakkında görüşler bulunan ve 2011 yılında CERN’de yapılan deneyde ışıktan hızlı olduğu ölçüldüğünde kafaları karıştıran nötrinolar yakın zamanda anlaşılmaya başlanmış gizemli parçacıklardır. Çok küçük olduklarından ve neredeyse tamamen etkisiz olduklarından haklarında bilgi edinmek zordur. O kadar küçük parçacıklardır ki elektron dahi onların yanında devasa kalmaktadır.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Higgs alanı ve parçacığı

Alp Güleç - 28 Nisan 2012 23:44


Higgs bozonu, “Standart Model” olarak isimlendirilen parçacık fiziği modeline göre fermiyonlara kütlesini kazandıran parçacıktır. Varolduğuna büyük oranda inanılsa da henüz varlığı kanıtlanamamıştır. Ancak dolaylı yoldan olduğuna dair deliller elde edilmiştir. Medyada “Tanrı parçacığı” olarak da sıkça anılmaktadır. Ancak gerçekte bu isim, parçacık bir türlü bulunamadığından “Tanrının cezası parçacık”tır. Toplumda daha fazla tutması için ismi, “Tanrı parçacığı” olarak değiştirilmiştir. Aslında “Tanrı parçacığı” olarak anılmasında yatan diğer bir sebep de bu parçacığın önemi ve Standart Model’de oturduğu merkezi noktadır.


Kütlesini kazandırdığı fermiyonlardan bahsedilirse, fermiyon maddenin yapı taşı olarak özetlenebilir.

İki çeşit temel fermiyon grubu bulunmaktadır. Bunlar kuarklar ve leptonlardır.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

DNA'mızdan bir parça, Retrovirüsler

Alp Güleç - 08 Aralık 2012 23:11


Bağışıklık sistemini zayıflatmasıyla ünlü, karanlık bir şöhret sahibi olan HIV virüsünün de dahil olduğu retrovirüs ailesi, revers transkriptaz enzimi ile RNA’dan DNA’ya dönüşüm yapabilen virüsleri barındırmaktadır. DNA’dan RNA’ya genetik bilgi aktarımı olan transkripsiyon işleminin tersini yaptıklarından retro olarak anılırlar.

Retrovirüs hücreye girdikten sonra tek iplikçikli viral RNA’dan çift iplikçikli DNA oluşumu gerçekleşir ve provirus adı verilen bu DNA hücrenin çekirdeğine taşınıp hücre DNA’sına entegre olur. Devamında hücresel RNA polimeraz ile DNA provirüsünden RNA transkripsiyonu gerçekleşmekte ve bu RNA sayesinde mesajcı RNA(mRNA) olarak viral antijenler sentezlenmekte, bununla beraber genomik RNA oluşmaktadır. Genomik RNA virüsün nükleik asidini oluştururken mRNA viral proteinlerin sentezini başlatmaktadır. Bu şekilde DNA’nın replikasyon mekanizmasından yararlanılmış olur.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Nöronların ardında gözardı edilen gerçek, Glia

Alp Güleç - 12 Şubat 2014 22:25


Doğanın kendi içerisinde yaşadığı bir muhalefetin; maddenin varolma mücadelesinin ve kendisine karşı savaşacak kadar manevi anlamdaki yükselişinin en önemli kanıtlarından birisidir beyin. Milyarlarca yıldır yaşanan engellere ve zorluklara rağmen Dünya’da sürebilmekte olan canlılığın kendisi bütünüyle bir tecrübenin eseri iken bu tecrübenin büyük bir parçası da beyinde toplanmıştır.

Tek hücreliden çok hücreliye geçiş formu olan Volvox kolonileri içerisindeki iş bölümü, sinir sisteminin evrimine ışık tutan en önemli örneklerden birisidir. Farklı görevleri icra eden çok hücreli canlıların evriminden itibaren birlikten güç doğsa da hücrelerin yaşayabilmeleri için birbirleriyle sağlıklı bir şekilde iletişim kurabilmeleri şarttır. Örneğin, besin algılayan hücrelerin hareket faaliyetlerini gerçekleştiren hücreleri uyarması ve onları harekete geçirmesi sayesinde topluluk besine ulaşmakta ve yaşamaya devam etmektedir.

En temel ve basit çok hücreli formundan başlayarak giderek gelişen iletişim ağlarının doğanın koşulları doğrultusunda kompleks bir hal alarak, özelleşmiş merkezi bir organa dönüşerek beraber gelişmesi sonucu beyin ortaya çıkmıştır. Beyin; beyin sapı, ara beyin ve büyük beyin olmak üzere üç ana parçadan oluşmaktadır. Bunlar zaman içerisinde evrimleşmiş olan farklı bölümlerdir.

Beyin sapı, hayati faaliyetleri yürüten çok önemli bir bölümdür ve ilkel canlılardan itibaren bulunmaktadır. Bu bölüm kalp ritminden kanın sıcaklığına kadar sorumludur. İlk olarak hayati faaliyetler önem taşıdığından bu bölüm haliyle en eski olandır.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Beynin gizemi ve pozitron emisyon tomografisi

Alp Güleç - 19 Ağustos 2012 04:05


Biyolojik dünyanın sırlarının gün ışığına çıkarılmasında ve hastalıkların teşhisinde önemli bir yere sahip olan Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), günümüz nükleer tıp görüntüleme yöntemlerinin içerisinde en iyilerden biridir.

PET yönteminde pozitron yayan radyoaktif izotop kana enjekte edilir veya soluma yoluyla verilir. Bu pozitronlar vücutta elektronlarla çarpışarak ışıma yapar. Dedektörler de bunu algılar ve çarpışmanın gerçekleştiği nokta resmedilmiş olur.


Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Renklerin doğası ve doğanın renkleri

Alp Güleç - 18 Mart 2013 01:51


Renkler doğanın kendisini en güzel ifade ediş biçimidir kimileri için. Kimilerinin favorisi ise seslerdir. En güzeli elbette her ikisine de erişebilmektir. Fakat en önemlisi bunların farklı canlılarda farklı şekillerde yorumlandığı gerçeğidir. Farklılıklar artar ve arttıkça canlıların görünüşleri kadar algılama biçimleri de değişir. Kimi canlıların hayat anlayışı sadece aydınlık ve karanlıktan ibaret iken kimileri hayat rengarenktir.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Yaşlanmanın sebepleri ve ölümsüzlüğe giden yol

Alp Güleç - 28 Temmuz 2013 23:09


Hayatın sıradanlığını ve doğanın sınırlarını yüzümüze vuran ölüm, kısıtlı kaynaklara mahkum ve kusursuz bir yenilenme mekanizmasına sahip olmayan her canlının kaçınılmaz sonudur. Bir saat gibi kusursuzca işlediği yanılgısı yaratan kompleks ve düzenli organik yapılar, her ne kadar insan gözüne mükemmel görünseler de yakından bakıldığında gerçekler çok farklıdır. Ufak hatalar sürekli olarak gerçekleşmekte ve bu hataların birikmesi sonucunda canlı giderek tükenmektedir. Belli bir eşik değerinden sonra ise artık canlı hayatını idame ettiremez hale gelir ve ölür.

İnsanoğlunun algı sınırlarının ötesindeki küçük kusurların birikimli sonuçları, aslında hayatın birçok aşamasında doğrudan veya dolaylı yoldan kendisini göstermektedir. Kabul edilmesi zor gerçekler olduklarından çoğunlukla görmezden gelinirler. İnsan, hayal dünyasında yaşattığı kusursuzluğu ve mükemmeliyetçiliği gerçeğe atfetmeye başlar. Zira yapısı gereği bundan huzur duyar. Ancak yüzleştiği hastalıklar ve ölümler bu yanılgıdan bir süre de olsa onu uzaklaştırır. Çünkü bunlar herkesin hayatında en az bir defa yaşayacağı sarsıcı soğuk gerçeklerdir.

Kimi insanların en büyük hayali olan ölümsüzlük, insan gibi (görece) son derece kompleks bir canlı için ulaşılması en zor hedeflerden birisi olsa da en azından yaşlanmanın yavaşlatılması ve sebeplerinin anlaşılması konusunda yol katedilmiştir. Tahmin edileceği üzere, yaşlanmanın bir değil birçok sebebi bulunmaktadır ve bunların öne çıkanları ele alınacaktır. Ancak bu sebeplerin her birinin önüne geçilse dahi ölümün iç düzenden çok dış düzenden kaynaklandığı unutulmamalıdır. Teorik olarak mükemmel olan ve kusursuzca işleyen bir canlı da çevresel etkenlerden dolayı ölmeye mahkumdur. Vücudumuz günümüz dünyası ile uyumlu bir şekilde işleyecek bir biçimde evrimleşmiştir. Ütopik bir şekilde kusursuz olsa dahi belli alt ve üst limitler içerisinde kusursuzdur. Bunların dışına çıkıldığında yine düzen bozulur.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Sentetik Açıklıklı Radar (SAR)

Alp Güleç - 16 Eylül 2014 21:13


Dünya ve uzayın derinliklerinde, insanlığın bir diğer gözü olan radarlar sayesinde pek çok keşif yapılmış, toprak altında bulunan doğal kaynaklardan, iklim şartları sebebiyle görüntülenemeyen noktalara radyo dalgaları ile erişilmiştir. Dünya ve diğer uzaydaki cisimlerin yeryüzü topografyası radarlardan yararlanarak çıkarılmıştır. Radyo dalgalarının gönderilmesi ve bu dalgaların yansıması ile cisimlerin tespitinin yapılması arkada yatan mantığın en kabataslak açıklamasıdır.

1       2

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Kızılötesi ışınım ve termografi

Alp Güleç - 19 Şubat 2012 00:24


Termografi, medikal, gece görüş sistemleri, savunma sanayii ve birçok bilimsel araştırma ve gözlem projesinde kullanılan kızılötesi görüntüleme çeşitidir. Sıcaklığa bağlı olarak cisimlerin kızılötesi ışınım yapmalarından faydalanarak aydınlatma olmadan görüntülenebilmelerini sağlar.

Kızılötesi ışınım, dalgaboyu görünebilir ışıktan uzun, mikrodalgadan kısa olan elektromanyetik ışınımdır ve tayfı geniş olduğundan yakın, kısa, orta, uzun ve uzak olmak üzere alt bantlara ayrılmıştır.

Fiberoptik iletişimde yakın kızılötesi ışınımdan faydalanılmaktadir. Zira kayıp miktarı düşüktür. Gece görüş ekipmanlarında da genellikle bu dalgaboyu kullanılmaktadır. Kısa dalga kızılötesi, uzun mesafeli telekomünikasyonda, orta dalga kızılötesi güdümlü füzelerde, uzun dalga kızılötesi, dışarıdan hiçbir ışınım kaynağı olmaksızın sadece cisimlerin yaydığı ısıya göre görüntüleme yapan termal görüntüleme cihazlarında, uzak kızılötesi ise spektroskopi’de kullanılmaktadır. Spektroskopi, genel manasıyla maddenin özelliklerinin, soğurulan ve salınan parçacıklarının incelenmesidir ve patlayıcı, kimyasal silah tespiti gibi konularda işe yarayabilmektedir.

Devamını okumak için tıklayınız...

 
 

Sayfa 2 / 3